DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Giresun 16°C
Parçalı Bulutlu

Yağmur Yağacağı Duyuruldu / Yinede Yağmur Duası Okundu

12.12.2020
363
A+
A-

Elbet vardır bir bildikleri…

Veya bir hikmeti…

Kim bilir;

Belki metrolojiye güvenmedikleri içindir.

Veya da ne bilim ben;

Belki de -ne olur, ne olmaz- endişesiyle garantiye alma düşüncesi olabilir!…

Sevgili dostlar,

Değerli canlar,

Hepinize yürek dolusu günaydınlar…

Efendim,

Sohbetimizin üst başlığından ve giriş bölümünden de anlaşılacağı üzere…

Bugünkü sohbet konumuz; Yağmur Duası…

Diyeceksiniz ki;

“Durup-dururken, bunu da nereden çıkardın şimdi?”

Hayır…

Bunu ben çıkarmadım…

Bu ‘yağmur duasını’ Cuma günü Diyanet İşleri Başkanımız çıkardı…

Hem de bir gün önce metrolojinin televizyon kanalları yoluyla;

“Önümüzdeki günler, Cuma gününden başlamak üzere batıdan gelen yağmur, doğu bölgelerimize kadar uzanacak” demesine rağmen, Diyanet İşleri Başkanlığı hızlı bir şekilde şu iletiyi gönderdi bütün cami imamlarına;

“Hutbe de, cuma namazının farzından sonra yağmur duası edilecek.” 

Şimdide aklınıza şöyle çelişkili bir soru gelebilir;

“Yahu, metroloji hem yağmur yağacağını söylemesine rağmen, niye yağmur duasına gerek duyuyorlar?”

“Bilimselliği-yağmur duasıyla buluşturup, ortalığı sele-suya mı katacaklar?” gibi…

Buna benzer sorular geliyorsa aklınıza eğer…

Vallahi o tarafı bize karanlık, orasını biz bilemeyiz…

Ancak, televizyon ve gazete haberlerinden öğrendiğimiz kadarıyla;

“Su büyük kentlerdeki su havuzlarında, havzalarında ve derelerde, akarsu yataklarında sular azalmaya başladığı” için ‘yağmur duasının’ yapılmasına gerek duyulduğunu söylüyorlar… 

Sizlerden rica etsem;

Bu üst paragrafa geri dönüş yapıp, tekrar okur musunuz?

(sanırım okudunuz)

Demek ki neymiş?

Derelerde sular çekilmeye ve kaybolmaya başlamış…

Eh, sizlerde takdir edersiniz ki; derelerde su kalmayınca ve haliyle büyük kentlerin su gereksinimini sağlayacak havuzlarda dolmuyor.

Ardından da susuzluk ve kuraklık oluyor… 

Ve bu sıkıntılar baş-göstermeye başlayınca da, insanın aklına ister istemez Kızılderili’nin şu sözü geliyor;

“Beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu, son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde anlayacak.”

Yok, eğer “Bu özlü söz çok uzun, ben bunu aklımda tutamam” diye düşünüyorsa, benim sonradan ‘aklı başına’ gelenim…

O zamanda şu kısa özdeyişleri anımsayacak;

“Suyun değeri, kuyu kuruyunca anlaşılır”

“Suyu kirletmek, hayatı kirletmektir.”

“Petrolünüze değil, suyunuza sahip çıkın.”

Biz ikisine de sahip çıkamadık…

Çıkamadığımız içindir ki; el-oğluna pazarladık…

Yani…

Hani bizde bir zamanlar “sudan ucuz” deyimi vardı ya;

İşte bu özdeyişimizi -haklı çıkarıp-pratiğe taşımak istercesine; 

Ne kadar akarsuyumuz ve deremiz varsa ‘sudan ucuz’ bir fiyata sattık… 

Tekrar ‘yağmur duası’ konumuza gere dönecek olursak…

2020 yılının 11 Aralık-Cuma günü ülkemizde bulunan 100 bine yakın caminin hutbesinde ellerimizi yağmur duası için açtık;

Yeri-göğü yaratan rabbimizden yağmur yağdırmasını istedik… 

Şimdi -pusuya yatan-bazı fesatçılarda diyecektir ki;

“Yahu kardeşim, yeri-göğü yaratan rabbimiz, bu işi duaya bırakmamak için doğanın kendi devinimi içinde buharlaşma ve ardından yağmura dönüştürme sistemini de yaratmış.”

Bunu da ‘bilim adamları’ bilimsellik adına kayıt altına almış…

Ve ‘yağmura gereksinim duyduklarında’ bilimsel yollarla, yani bulutları ‘tohumlama’ yöntemiyle, yağmur yağdırmaya başlamış.

Ne zaman mı?

Bu yöntem 1960 yılında Amerika’da başlamış…

Ve bu tarihten sonra -teknolojik olanaklara sahip- birçok ülke ‘yağmur bombası’ yöntemiyle ‘yağmur yağdırmaya’ başlamış…

Kaldı ki, çok uzaklara gitmeye gerek yok…

1990 yılında bu yöntem İstanbul’da İSKİ tarafından uygulanmıştır.

Ve ardından da sırayla;

Ankara ve İzmir’de bu yöntemden yararlanmıştır…

Her neyse…

Bu kimilerine göre ‘bilimsel’ kimilerine göre ‘ilahi’ konuyu daha fazla uzatmayalım…

Ve bu sohbetimizi bir ‘Bektaşi Fıkrasıyla’ sonlandıralım…

Fıkra bu ya…

Vakti-zamanında köyün birinde kuraklık çıkıyor.

En derin hocaları getirip ‘yağmur duasına’ çıkıyorlar…

Kurban kesiyorlar…

Yapılması gereken bütün ritüelleri yerine getiriyorlar…

Yani bir-sürü masraf yapıyorlar.

Ancak bir türlü yağmur yağdıramıyorlar…

Bütün bu uğraşları ve çabaları gören Bektaşi en sonunda diyor ki;

“Siz, o hocalara boşuna masraf yapıyorsunuz.”

“Siz bana bir şişe ufak rakı alın, ben size istediğiniz kadar yağmur yağdırayım” diyor…

Bu acayip teklifi duyan köylüler, dişlerini gıcırdatıp, aflıyor-ofluyor ve sesli-sessiz “Tövbe estağfurullah, tövbe estağfurullah” çektikten sonra;

“Yapma Bektaşi, ağzın gözün eğilecek” diye de korku veriyorlar…

Ancak, Bektaşi inadım-inat dercesine;

“Yahu siz alın ufak bir şişe rakı, gerisini bana bırakın” der… 

Köylüler bu işi saçma-sapan bulsalar da köyün muhtarına giderler;

“Muhtar, bu dürzünün isteğini yerine getirsek yağmur yağdırabilir mi? ne dersin”

Muhtar;

“Yahu gidin başımdan. Bana rakı aldırıp da, günahınıza ortak etmeyin beni” der…

Ancak köylüler muhabbet olsun mukabilinden bir şişe ufak rakı alırlar ve Bektaşi’ye verirler…

Bektaşi sazını omuzlar, köylülerle birlikte dua edilecek alana giderler ve Bektaşi bir yandan rakısını yudumlar ve sazını kucağına alır ve bir iki yudumdan sonra aşka gelir;

“Hü! Medet Mürvet on iki imam aşkına.

Sen bizi darda koyma yarabbi” der-demez gökyüzünde yağmur bulutları birbirine karışır…

Gökyüzünde kızılca-kıyamet kopar…

Sağanak yağmurlar yerde taşı-taş üstünde bırakmaz, her tarafı sel götürmeye başlayınca, köylüler;

“Yeter Bektaşi yeter, sel götürüyor ortalığı” demeye başlarlar…

Ancak, Bektaşi aşka gelip sazıyla dua etmeye devam etmeyi sürdürünce, köylüler;

“Dur Allah aşkına daha yağdırma!” diye yalvarmaya başlarlar…

Bektaşi bu yalvarmayı daha da çoğaltmak istercesine;

“Hani bana inanmıyordunuz ne oldu?”

“Şimdi de dolu duası yapıp, dolu attırayım mı ha!?” diyerek saza vurmaya devam eder… 

Bektaşi’nin “dolu da yağdırayım mı” sözünden sonra benimde aklıma şu geliverdi;

“Yağmur duasıyla ‘yağmur’ yağdırılıyor da, acaba sel felaketini oluşturan sağanak yağmurları da durdurmanın bir duası var mıdır?” diye de hınzırca bir soru geliyor aklıma!…

Hani varsa diyorum…

Keşke Dereli ilçesi sele gitmeden önce okunsaydı da, ilçenin başına bu büyük felaket gelmeseydi!…

Hoş görüle..

Hoşça kalın…

Şaban KARAKAYA

REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.